Atatürk
Atatürk bir gün akşam saatlerinde arkadaşlarıyla Trablusgarp sokaklarında dolaşırken bir bedevi önlerini keser ve "el falınıza bakayım paşam" der.
Üç arkadaşın ikisi sırayla bedevinin söyleyeceklerini öğrenmek için merakla ellerini uzatırlar.
Bedevinin ellerine bakarak verdikleri haber, bizimkilerden ikisini mutlu eder.
Biri yakında yavuklusundan mektup alacağı haberini alırken,
Diğeri ise, nişanlısıyla 6 ay sonra evlenecekleri öğrenir.
Tabi bedevinin dedikleri ne kadar ilgi görse de Mustafa Kemal ilgisizdir.
Bedevinin Paşam sizin de el falınıza bakayım önerisi kabul görmez Mustafa Kemal tarafından.
Ancak arkadaşlarının da aşırı ısrarıyla Mustafa Kemal de el falına baktırır.
Baktırır da bedevi döktürür adeta.
Hatta döktürmek ne kelime, adam saçmalar...
Atatürk, ülkenin zor zamanlarında Anadolu'dan adeta Trablusgarp'a sürgün edilirken, Bu cahil bedevi, ona "padişah olacaksın,
On beş yıl hüküm süreceksin" der.
Buna ancak gülünürdü.
Onlarda öyle yaparak sefil bedevinin yanından uzaklaşırlar.
Aradan yıllar geçti.
Bu arada Atatürk'ün sağlığı bozulmuştur.
Aldığı ilaçlar sorunlarına derman olamamaktadır.
Hatta yakın çevresindekilerden kendisi için kocakarı ilaçları yapmalarını ister.
Bu arada Doktoru Cengiz Bey,
Yemesini içmesini takip etmekte,
Onu adeta bir hafiye gibi izlemektedir.
Ülkeye ziyarete gelen İngiliz kralı Edvar'la akşam yemeği yenecek, masada Türk rakısı vardır.
Doktor Cengiz, Atatürk'e içmesi halinde sağlığının bundan etkileneceğini söyler.
Atatürk, "Doktor, bu adamlar bu protokol yemeklerini önemserler. İçmezsek ayıp olur" der.
Atatürk'ün bu sözleri üzerine doktoru, "o zaman sadece bir parmak için gazi Hazretleri" der.
Belli ki Atatürk bu sözleri tutmayacaktır.
Belli ki yıllar öncesinden bildiği bir sona yaklaşmaktadır.
Der ve o sırada köşkün penceresinden etrafı seyrederken
kendi kendine:
Hem doktor, hem şunun şurasında 15 yılın dolmasına ne kaldı ki, der.